Her şeyi sevebilir miyiz? Her şeyi nasıl sevebiliriz? Neden her şeyi sevelim ki? Bu gerçek dışı değil mi? Pollyanna mıyız biz? Panglossyan duyuluyor olabilir.
Gerçi, Voltaire de, burada sevecek ne var, sorusunu daha çok sormuş olsa, Candide ortaya çıkmazdı belki, burayı geçiyorum.
Biraz daha net bir yerden gidelim. Birinin salak olduğuna nasıl kanaat getiriyoruz? Neye istinaden, birine salak diyoruz da, kendimizi bunun dışında tutuyoruz? Biri salak olurken, diğerine dahi dememizdeki motivasyonlar neler? Yerine göre mi, durumuna göre mi, tipine göre mi, neler?
Salak birinin, kendi içinde, mutlu, tutarlı, neşeli olması, kimi salak yapar?
Ama gerçekler başka, başka gerçekler var, bu gerçeklere göz yuman biri elbette salaktır, mı diyoruz?
Bizim gördüğümüz gerçekleri, mutlak gerçeklik, bizim anladıklarımızı (bilimini anlamak’ı), anlaşılması gereken, anlaşılması istenen , yapan, nedir?
Bu ayrımlarımız, bizi, bir başkası için, salak yapmıyor mudur? Ama, bir sebepten, biz başkalarına salak derken, salak olmadığımıza bir nebze daha iknayız. Neden?
Şimdi, bu nedene tutunalım. Bizim gördüğümüz, anladığımız başka gerçekler var ve bunlar mutlak gerçeklere, anlaşılması gereken ve istenenlere daha yakın. Harikulade. Önemli bir hizmette bulunuyoruz yani. Fakat, hayatımıza bakalım. Bir başkasına salak deme ihtiyacı hissederken, kendi içimizde, mutlu, tutarlı, neşeli miyiz?
Kendi içinde, mutlu, tutarlı, neşeli biri, bile isteye, bir başkasına salak der mi?
Gerçekler acıdır, gerçeklerle yüzleşmek de acıdır lafının da yanlış anlaşıldığını, çünkü bu yanlış anlaşılmadan ötürü, insanın özünün kaygı olduğunu, acı olduğunu (suffering) ve bunu romantize etmenin doğal olduğunu, işte bakın, bu benim bagajım, bagajım yerde, yara bere, dolu, ağzına kadar dolu, ve buna rağmen, ben, bagajımı sürüyorum, hayatıma devam ediyorum, bu gerçekleri görüyorum, anlaşılması gerekenleri anlıyorum, gibi bir tavır ile acındırmak mı, güçlü durmak mı, nedendir bilinmez, başkalarını buna ortak etmek isteyerek ve yalnızlığımızı kutsayarak, bu yalnızlık, elbette, inziva yalnızlığı değil, yapayalnızlık, kimsem yok yalnızlığı, cümleyi bağlayamayacağım.
Biz böyleysek, elbette, her şey ve herkes salaktır.
Şimdi, bakalım, kendi içinde, mutlu, tutarlı, neşeli biri, kendi kurallarıyla, kendi sıradanlığında, doya doya yaşayan, küçük şeylerden mutlu olan, sorunlara, sıkıntılara pek takmayan, kendinden büyük bir şeyin parçası olduğunun bilincinde, başkaları olmak için, başkalarına falan şekilde görünmek için, bir çaba yok, belki birkaç şey daha.
Bu kişi, gündemi harfiyen takip etmediği için, kimin eli kimin cebinde, bilmediği ya da ilgilenmediği için, dünyadaki tüm acılara tek tek bakmadığı, bu acıları bir de kendi yaşamadığı, dünyanın ne kadar berbat bir yer olduğuna ikna olmadığı için, salak mıdır?
Yoksa, bizim hayatımıza odaklanmamak için, bahanelere mi ihtiyacımız var? Bir de bu açıdan, görebiliyor muyuz?
Bunun, dünyada ne oluyorsa olsun, herkes yesin birbirini, çalsın çırpsın, bana ne, demek olmadığını, görebiliyor muyuz? (Göz öğretisi) Biz, kendi gündemlerimizde, erdemlerin peşinde, etiğin yanında, durdukça, biz kendimize, ailemize, eşimize, çocuklarımıza, çevremize örnek olmaya odaklandıkça, burada sevecek ne var?



Göz öğretisi;
Baktıklarımız, merakımız, bakma süremiz, odak noktamız .. Bebeklerin merakla bakmaları gibi
Ne güzel bir bakış açısı oldu
Teşekkürler