Hiçbir orta sınıf aile yoktur ki, çocuğum aydın olsun, desin, bunu istesin. Hoş, orta sınıf diye bir şey kaldı mı, tartışılır.
Sınıflara ayırma işini bilinç seviyelerine göre yapma tavrı ilgimi çekmiş olsa da, bunu nasıl daha iyi ölçebileceğini keşfeden Amerika, muhakkak daha bilinçli olmayı da satardı. Daha mı bilinçli olmak istiyorsunuz? Müjde! Yalnızca bir ayda, sadece doksan dokuz nokta doksan dokuz dolara! Katılımcılarımız hayvan gibi memnun!
Sınıf bilinci, hırsı körüklüyor. Sınıflar ortadan kalksın, bilinci de. Enteresan. Bourdieu-esque, kendi sınıfını bilmek ve buna tamam olmak değil, neden ben başka sınıfta değilim demek, başka sınıfların adetlerini, alışkanlıklarını, adet, alışkanlık edinmek istemek, üzerimize oturmasa bile. Bir kültürel sermaye yaratmak istemek, ama bunu üzerimize yakışmayan ya da üzerimize olmayan ya da zaten olmayan bir gömlekle denemek, gibi.
Ama, bir yandan, nesiller boyu hekim bir ailenin çocuğu sanatçı olmak isteyince, bunu bir problem görüyoruz. Nesiller boyu memur bir ailenin çocuğu hekim olmak isteyince, bunu bir problem görmüyoruz. Oklar var, yönleri var, doğrultu yok. Yönler ve oklar var. Yukarısı, aşağısı.
Benim zamanımda, şu laf çok vardı mesela, çok akıllısın, neden tiyatro okumak istiyorsun, boşa gider.
????
Kafa bu. Lineer, ileri ya da geri, başka seçenek yok, muş gibi.
Amerika derken de, bunu kast ediyorum. Daha iyi, gibi bir imaj, bir imago. Daha iyi nedir?
Mesela, new age, “her gün, her yönden, daha iyiye” denir, bu nedir, neden denir? “Bundan daha iyi nasıl olur?” denir, bu nedir, neden denir? “Bundan daha iyi nasıl olur?” şu andakinden pek de memnun değilim, ya da çok memnunum ama daha memnun olabileceğim bir olasılığı görüyorum, onu görmemin sebebi de Amerika işte, daha iyi imajı ve imagosu (ikisini farklı anlamda kullanıyorum).
Şunun gibi, tanrının, insanın büyük t’sine ihtiyacı var mı? Biz var zannediyoruz. Biz Tanrı yazmamız gerektiğini düşünüyoruz. (Bence de böylesi daha iyi, ama bu soruyu sormak da iyi). Kendi kendimize koyduğumuz kıstaslar, kendi kendimizi eğlediğimiz, nedenleri kaçırtan, asılları kaçırtan, eksilten, yettirmeyen (böyle bir kelime yok), bu bakış açısı. Kraldan çok kralcılık da diyebiliriz.
“Bundan daha iyi nasıl olur?” veya “her gün, her yönden, daha iyiye” bir bakış açısı sorunu, da olabilir.
Advaita Vedanta da buna güzel cevaplar veriyor. Her şey mükemmel, her şeyin mükemmel olmadığını düşünmek problem. Diğer geleneklerdeki gibi, tek bir nihai gerçeklik var, bu gerçeklik, doğası gereği, tam, eksiksiz, mükemmel. (Bana Parmenides’i de hatırlatıyor) Bir slop denemesi: Aydınlanma, yeni bir şey elde etmek, hiç gitmediğimiz bir yere varmak değil; zaten mükemmel olanı örten cehalet perdesini kaldırmaktır. Yapay zeka gibi yazmak da zor, görünce tiksiniyoruz ama, bilişsel bir ayrışım da görüyorum.
Gerçeği olduğu gibi görmemizi engelleyen, bizi illüzyona, “burada bir sorun var” algısına iten zihinsel tül, maya, dünyayı değiştirmeye çalışmayı bırakıp, her şeyin zaten en başından beri eksiksiz ve mükemmel olduğunu (her şeyin Brahman ile bir olduğunu) idrak etme durumu, mokşa.
Advaita, ikili olmayan, “non-dual”, iyi-kötü, güzel-çirkin, hatta, ben-sen, bile olmadığı bir bakış sunuyor.
Bir egzersiz (kişisel gelişim kitabına dönmemeli): Gözlerimizi kapatıp derinleşiyoruz. Derinleşebildiğimiz kadar derinleşiyoruz. Muhakkak, gündelik sorunlar, yapılacaklar listesi, önce yüzeydeki şeyler, sonra belki, biraz daha derine, son birkaç yılımızı yönlendiren şeyler, sonra belki, biraz daha derine, hayatımıza, belki dışarıdan, bir dış göz olarak bakma işi, büyük sorular, varlık var mıdır, ben kimim, sonra belki, bunlara sadece baktığımız, tutunmadan, önce aktif olarak bırakarak, sonra pasif olarak bırakarak, bu ikisinin farkını da keşfederek, baktığımızın siyahlığından da özgürleşmek, “ben siyah görüyorum”dan bile, orası işte, oradalık.
Bunu, yaşam süresince, tutmayı anlatıyor, gibi geliyor, tüm bu öğretiler. Bunu tutmak demek, zaten, erdemlerin peşinde olmayı, etiğin yanında durmayı, her şeyin mucizesini, görmeyi hatırlatıyor, gösteriyor da. Diye düşünüyorum.
Burada sevecek ne var, sorusu da öyle. Orada yön yok. Yukarısı, aşağısı yok. Ayrım da yok. Daha iyi, daha kötü yok. Bu kadar.


